MAVERA: Fısıltı-3






Her darbem her cümlem yine ben. Ben var olduğumu sanırken benim olanlarla yok oluyordum. Bir yağmur sonrası eriyen kar gibi...


Saatlerce anlatmak istedim kendimi, saatlerce. Bazen o hazır değildi, galiba bazende ben hazır olamadım. Ama buna rağmen beni anlayan tek insanın o olduğunu biliyorum. Zaman beni yanıltmıyorsa bir gün onunla ateşli bir kavgamız olmuştu. Şimdi bir yaprak gibi sökülüp giden takvimleri yerine yağıştırmak çok zor geliyor bana. Ama hatırladığım kadarıyla...

Hasan içimde kurak bir çöl gibiydi. Öyle yağmura muhtaçtı ki... Her omzunda ağladığımda içinde bir şeyler bitiyordu. Benim yıkılışım onun dirilişiydi.

"Bana iyi geliyorsun,"demişti bir keresinde. Bu içimde ufak karahindibaların uçuşmasına sebep olmuştu.

"Sen her ağladığında sanki ben başka yönümü görebiliyorum."

Bu cümlesi ise boğazımda bir yumru oturmasına sebep oldu.

"Sen her bana sığındığında hayatı sorguluyorum ve sen bana her baktığında bana bir amaç veriyorsun. Fısıltı bana bir şeyler vererek..." çenesini sımsıkı bastırırken bana baktı. Gözlerinde bir ateş, yüzünde bir şeytanın suratı vardı. Usulca bana yaklaştığında "Sen bana her bir şey sunsuğunda ben daha fazlasını istedim. Ve bana... kendini sunmanı istiyorum."Tüylerim diken diken olmuştu. Ruhum bedenimden çekilmiş, bir boşluğa düşmüş gibi hissettim.

"Sen bana her sığındığında seni ellerimle boğmak, öldürmek istedim."

Ellerini yavaşça boğazıma dolamaya başladı. Büyük, kemiksi ellerinin altında titreyen ve soğuk kesilen bedenimin aksine gözlerimde bir baş kaldırış vardı. Ölümle yaşamın arasında  sıkışıp kalmış bir av gibiydim. Uzaklaşmak istiyordum ama beni tutan bir şey vardı. Bedenimin üstündeki ağırlık artmaya başladı.

"Güzelliğine ölümü katmak için her şeyi yaparım, Fısıltı." Elleri yavaşça gevşedi ve boğazımı okşamaya başladı. "Yeter ki sende iste..." Yavaşça dudaklarını boğazıma dokundurdu. Bir tüyün değişi kadar naif ve yumuşakça. Gözlerimi yavaşça kapattım. Kendimi bir okyanusun üzerinde gidip gelen dalgalar gibi hissettim. Derin bir denizde yüzeye çıkmış iskeletler yağmurun altında uğursuz bir ses çıkarıyordu. Benden bir şeyler kopmuştu ve bende bir duygu yer etmişti. Daha önce beni hiç esir almayan bu duygunun adı: Ölüm. Onu hissettiğimde ne korku ne telaş hissettim fakat kalbim boğulurcasına çırpındı. Ben bu duyguların girdabından kurtulduğumda gözlerimi açtım ve odada tek başıma olduğumu fark ettim.

 Acı yok, korku yok, pişmanlık, öfke... Hiçbiri yoktu. Dilim düğümlenmiş öylece dururken bir an da yerimden fırladım ve kapıyı açarak odalara bakmaya başladım. Mutfağa girdiğimde Hasan silahlarını temizliyordu. İçimde bir boşalma vardı ve her yeri yıkıp dökmek, delicesine bağırıp çağırmak, dövünmek istiyordum. Elim tezgahın üzerindeki bıçağa uzandığında bir mermi elimi teğet geçerek duvara saplandı. Altındaki sandalyeyi yere çarparak ayağa kalktığında tezgahın üzerindeki bıçağı elime aldım.

"Beni yok etmen demek senin yok olman demek,"diyerek bağırdım.

"Bana bak fısıltı. Gözlerime bak. Yaşamak denen şey sence gözlerimde var mı? Sonuna kadar dayanmalıyım. Sonunu görmeliyim," diyerek bağırıyordu. Boynundaki ve alnında ki damarlar belirginleşmişti. Yüzü kızarmıştı.

"Asıl bana bak. Öyle kırılmış ve kırılgan. Öyle öfkeli ve üzgün," dediğimde öfkelenmeye başlamıştım.

"Senin yok olmanı istiyorum. Çünkü sen tükendikçe ben de yaşayacağım."

"Ben öldüğümde sen de öleceksin aptal," dediğimde gözlerinin sakinliğini anlayamıyordum.

"Sen tükendiğinde benim yaşamam için bir amaç olmayacak. Lanet olsun gör artık," dediğimde sinirle sandalyeyi eline alıp yere çarparak kırdı.

"İhtiyacım var. Deliriyorum, gerçekleri görebilen birine ihtiyacım var," derken her şeyi yıkıp dökmeye başladı.

Fısıldayarak her şeyi yıkıp dökerken Hasan'ın başka bir yüzünü daha görmüştüm. Dilim tutuklu kalmıştı. Kalbimdeki sarmaşıklar kalbimi sardı. Ve bana nefes alacak yer bırakmadı. Gözlerimden tenimin soğukluğuna zıt sıcak bir gözyaşı döküldü.

Sonunda yere oturup "İhtiyacım var," diye karşıya bakarak dileniyordu.  Bir ileri bir geri giderken ve gözlerinden yaşlar süzülürken elimdeki bıçağı bir kenara atıp ona koştum. O benim ağacım, ben onun ormanıydım. O olmazsa ben olmazdım ve ben olmazsam o yaşayamazdı. Bir varlık içinde birliktik. Onu bu duygudan kurtarmak, varlık alemine döndürmek istiyordum. O suya muhtaç bir bedevi gibi çölde serap görmekteydi. Açtı... Sevgiye, ilgiye, bir kadının göğsüne ve şefkatine. Gözyaşlarını silerken o ara gözüme az önce elimden düşen bıçak takıldı ve elime almak için uzandım. Baş parmağını keskin kısmında gezdirdiğimde Hasan'a yaklaştım. Hala bulunduğu durumdan  çıkamamış fısıltı halinde bir şeyler sayıklıyordu. Elini alıp avuç içini açtım. Bana öğrettiği gibi elim ve bıçak hangi yöne gitmek istiyorsa sanatımı oluşturdum. Ellerinden akan kanla beraber  fayansa ve elime kanlar damlıyordu.. Kan ateşi temizledi, yaktı. Kan utancı temizledi, altından bir kağıt çıktı. Beyaz temiz ve yeni bir sayfa. Kan bizim başlangıcımız ve bitişimiz oldu.

Bakışlarımı elinden çekip yukarı kaldırdığımda Hasan bana bakıyordu. Yavaşça yaklaştı ve dudaklarını dudaklarıma bastırarak "Fısıltı,"dedi.

-B.K




Yorumlar

Popüler Yayınlar