SANCI
Ey gönül,
Neye yanıp durursun böyle?
Neden çırpınırsın böyle delice?
Neden kırılırsın gizlice?
Ey katran kırmızısı gönül
Bütün güller sende açar,
Bütün bitkiler sende yeşerir,
Bütün varlık sende var olur,
Ve bütün evren senin içinde saklıdır.
Ey gönül söyle,
Ne için çırpınırsın böyle delice,
Niye kırılırsın böyle mahzunca?
Aktar kendini,
Aktar beyaz kağıda.
Aktar, aktarabildiğin kadar,
Buna ihtiyacın var.
Uzun yıllarca seni bekledim, durdum.
Seni bekledim, bazen bir gece,
Bazen tüm bir yıl.
Bekledim, bekledim.
Duygularımı saklamak isterdim.
Saklayıp bir kavonoza koymak,
Herkesten uzak, seyretmek isterdim.
Bazen anlatmak, bazen anlatılmak istedim.
İşin aslı bu ya ne anlatıldım;
Ne de anlattım.
Bir rüyaydı benim ki,
Uçsuz bucaksız bir rüya;
Damarlarımda açan kırmızı çiçekler
Ve kalbime batan dikenler.
Acı çekmiyorum artık.
Acıdan çok uzağım.
Ne varlığımın gayesini buldum,
Ne de yaşamın.
Sus dillendirme bu aşkı,
Dillendirme.
Dillendirdiğimde yanacağım,
Aşkın oduyla değil;
Cehennem ateşiyle.
Sus... Sus...
Dillendirme, dillendirme bu ateşi.
Sus,
Ne sen ne ben bilirim yanmayı.
Ne anlatarak biter bu çile,
Ne yazarak ne de ağlayarak.
Bu çile son nefesle biter,
Ve son nefesle yeni bir çile başlar.
İçimdeki duygular, bir kadının,
Doğum sancısıydı.
Her gün yeni bir duygu doğuyordu kalbimde,
Ve her gün bir duygu ölüyordu.
Bazen saatlerce yazmak,
Bazen de saatlerce izlemek,
Bazen saatlerce çizmek istedim.
Ve bazen... Yağmur.
Yorumlar
Yorum Gönder