MAVERA: Ölümün Nefesi Başucunda -1




          Derin nefesler çeken faniler soluk bedenleriyle yüzdüğü bu soğuk denizde çırpınarak bir kara parçasına çıkmaya çalışıyordu. Güneş çoktan batmış karanlık bu sokakla beraber tüm şehrin üstüne çökmüştü. Yerde çok az olsa da kar vardı ve olağanca hızıyla yağan karla beraber her yer bembeyaz bir örtüye kaplanmıştı. Hissettiğim soğukla beraber dişlerimi sıkarak büzüldüm. Adımlarım karın üstündeki ayak izlerinin üstünde iz bırakarak ilerliyordu. Hissettiklerim ve hissedemediklerim bir kurşun gibi kalbime saplanmış bu soğuk karda beni rotasız bir gemi gibi yollarda sürüklüyordu.
Boğazımda birikenleri yutmak isterken hissettiğim tarifsiz acıyla beraber gözlerimden karın soğukluğuna zıt sıcak bir damla süzüldü. Gözlerimin önü bulanıklaşırken silme ihtiyacı hissetmiyordum. Soğukta sıcağı hissetmek iyiydi. Boğazımı yırtmak isterken boğazımdaki acıyla beraber baş başa kaldım. Ellerimin titremesiyle boğazımdan bir hıçkırık koptu. Yere oturmak hıçkırarak ağlamak ve soğuk karın üstüne yatıp gökyüzünü incelemek istiyordum. Kalbim, ruhum paramparçaydı. Bu evrende ve hatta maverada kimsesiz biriydim.

Belki defalarca ölmek, defalarca yaşamak istedim o an. Yapabileceğim şeyleri düşündüm. Siyah bir geleceğe bu kar gibi nasıl beyaz yağabileceğimi düşündüm. Soğuk, cılız kalmış bedenimi ele geçirmişken benim böyle yanmam kıyamet değil miydi? Kızgın lavların ve soğuk suların birbirine karıştığı sahne benim hissettiklerimi yaşatırken içimdeki kızgın lavı parçalamak ve gözlerimdeki soğuk suları yakmak istedim. Onların acısını hissetmem bir damla yaş gibiydi. Öyle aciz, öyle korkak ve öyle anlamlıydı.
Sırtımda bir el hissettiğimde soğuk olduğunu bildiğim kulaklarıma boğuk bir nefes çarptı. Bu nefese tutunmak istedim. Bu kokuya bağlanmak ve ilk defa hissettiğim bu hisse kapılmak delicesine koşmak istedim.
“Yanıyorsun.”
Yanıyordum. Bu soğukta, bu ayazda yanıyordum. Dudağımdan bir hıçkırık daha kaçtı ve gözyaşlarım usul usul akıyordu. Ruhumu hissetmiyordum sanki yürüyen bir ölüydüm. Gerçeklerden çok kendimi böyle hissetmem daha acı vericiydi. Ne yaptım, dedim içimden. Ne yapmış olabilirdim ki size bana bunu yaşattınız. Her gün yok oluşumu görmüyor musunuz? Boğuluyorum yalnızlığımda ve o karanlık sokaklarda yok oluyorum her bir hıçkırışımda.
“Acı çekiyorsun.”
Boğazımdaki yumru kendini belli etmek istercesine boğazımı yırttı ve dudaklarımdan bir hıçkırık daha koptu. Soğuk gittikçe beni hissizleştiriyordu. Ellerimi kollarıma doladığımı bile hissetmiyordum. Rüzgar tüm haşmetiyle keskin bir bıçak gibi esiyordu, iliğime kadar işliyordu. Gözlerimden akan gözyaşlarına dokundum, çok sıcaktı. Kendimi kaybediyordum bunu yarı kapalı gözlerimden anlamaya başlamıştım. Uyku beni bastırırken en son gördüğüm bir silahın ayın güzelliğinde ışıldamasıydı.
Karanlık etrafımı sarıp beni bir uçurumun kenarına sürüklediğinde artık hissettiğim o nefesi ensemde hissettim.
“Sen sert yamaçlar kadar dirençli; o yamaçlara çarpan dalgalar kadar hırçın kadın ellerimde boğulurken hala gözlerinde ben ve dudaklarında benim adım son bulacak.”
Karanlık bir sis gibi kalbime çökerken gözlerimin önü bulanıklaştı ve dudaklarım ölümün rengi olan mor rengi aldı. Mor karahindiba, diye fısıldadım, artık özgürsün.
“Sen benim ellerimde kaybolduğunu sanarken aslında kendini sen yok edeceksin.”
Ses uzaklaşırken küçük bir inleme ve ardından bir fısıltı işitildi.
Saçlarım esen rüzgarla savrulurken ince dudaklarım gerginleşti. Elimi son kez toprağa değdirmek için eğildim ve ıslak nemli toprağı elime doldurup sıktım.
“Atla.”
Son kez arkama baktım ve atladım.

Arkamda geçmişi ve geleceğimi bıraktım. Gözlerindeki sıcaklık solmasın diye soğuk dalgalara kavuştum. Dudaklarındaki tebessüm her an bahçeme düşsün diye dondum, donacaktım.
Dalgalar kalbimi ele geçirmişken ciğerlerimde yayılan acı ile gözlerimden soğuk suya karışan sıcak bir gözyaşı aktı. Gözlerimle son kez gökyüzüne baktım ve dudaklarımda bir gülümsemeyle uykuya daldım.
İnanmak. Güvenmek. Ne kadar zordu öyle değil mi? Ucu bir bıçağa bağlı ipin sizi keseceğini bile bile o bıçağa tutunmak, ellerinizin acısıyla dudağınızdan çıkan bir iniltinin tüm her şeyi bitirdiğini sanırken o akan damlalar sizi tekrar diriltiyor toprakta. Kanlar toprağa karışıp tohum oluyor. Sevgi bir tohumu yeşertebilir, demişti, zaman aktı hala söylediği bu cümle aklımda. Onun sevgisi topraktaki tohumu da beni de yetiştirip büyüttü ve onun gözleri benim maveramı yakıp geçtiğinde ben artık onun bir parçası olmuştum.
Zaman çok çabuk aktı ama onun gözleri gözlerimde sindi kaldı. Işık. Hep orada duracak olan bu ışık kalbimi eritti. Gerçekleri yakıp rüzgarıyla savurdu. Göz altımdaki çizgileri, gözlerimdeki ve yüzümdeki bu simayı, içtiğim içkiyi ve yaptığım, kural bildiğim her şey ondan bir iz.
Uzanıp nefesini çektiğim bu hava ve bu sokak benim geçmişim ve bu geçmiş hiç iyileşmeyecek bir yara gibi tenimde, ruhumda. Geçmiş meğer ellerime geçmiş. Bir son varmış ve ölümmüş. Bir başlangıç varmış meğer ölümmüş. Ölüm kurumuş gül kokusuymuş. Ellerimi tenimde gezdirdim ve kurumuş dudaklarımı yaladım. Özlüyordum elbet.
Bir silah sesi doldu kulaklarıma, bir bıçak düştü eski kaldırıma ve camlar kırıldı evlerde. Çığlıklar duyuldu; o ellerimde öldü. Bir intihar süsü geleceği bir domino taşı gibi teker teker her gün yıktı ve sonunda ellerime kanın kokusu bulaştı.
Ben kanın kokusuyla ölmek istemiyorum.
Sert gövdesiyle o geçti önümden. Belindeki silahı gördüğümde almak istedim ama o hayatıma giren bir gölgeydi.
Yağmur yağmaya ve dünya günahlarından değil sevaplarından kurtulmaktaydı. Her yağmurda kirlerimizden değil iyi yanlarımızdan kurtuluyorduk. Yoksa insanlar nasıl bu kadar kötü olabilirdi ki? Her damla iyi yanımızı götürürken biz iç güdülerimizle baş başa kalarak içimizdeki insanı ortaya çıkıyorduk. Biz hayvanlaşmıyorduk tam tersi özümüze dönüyorduk.



Yağdı  ve ölü bedenlerin üstüne yağan bu yağmur,
Bitmemiş tohumların kabuğuna değdi.
Kalbimdeki tohumlar filizlendi;
Bir sarmaşık tüm kalbimi sardı.

Güneş doğdu ve ölü olan ruhlar
Filizlenen tohumlarda can buldu.
Damlalar doğum oldu,
Güneş doğum oldu,
Gözleri yaşamım oldu.

Bir büyüyle bağlanan bu kader
İnsanoğlunun özü oldu.
Kan dolu bakışlar
Bu hikayenin sonu oldu.

Cehennem akıttı lavlarını,
Cennet akıttı soğuk sularını.
Bir son vardı ölüm ile biten.
Bir başlangıç vardı her şeyin bittiği.
Ölümün nefesi baş ucunda...
Mavera'da.




Yorumlar

Popüler Yayınlar