MAVERA: Yemin-5
Cennetin hangi köşkü yaşatabilirdi bana dünyada yaşadıklarımı. Acılarımla, hüzünlerimle, sevinçlerimle, kalp kırıklıklarım ve umutlarımla işte karşındayım Allah'ım. Dudağımdan dökülen bu cümleler sacede sana. O günlerin güzelliği hala ıslatır gözlerimi. Arnavut kaldırımlı taş sokaklar, sokaklarda buram buram kokan açlık ve hiçlik. Bizler Anadolu'nun yetim çocuklarıyız; babalarımızı harpte, geleceğimizi bir tek satırla kaybettik.
Benim kaybettiğim sadece geleceğim ve babam olmadı, ben kendimi de kaybettim. Sokaklarda boş boş gezen, insanları saatlerce inceleyen ve geçmişe özlem duyan bir kızdım. İşte o garip kız halen daha geçmişe özlem duyuyor. Geçmişim, arkamdaki gölgem, geleceğimin aynası. Ben bu evde can çekişerek doğdum ve büyüdüm; ve yine can çekişerek bu evde öleceğim, onun bana bıraktığı hatıralarla. Ölüm sadece bir dünyada gözümü kapatıp diğer alemde gözümü açmak olmayacak benim için. Ölüm bir noktadan bir durağa varış yeri değil; bir varlığın timsali olmak benim için. Öldüğümde sevgilim, biliyorum sende benim yanımda olacaksın. Ölüm meleğim...
Ellerimi onun boynuna doladım, kurtulmak istemiyordum. Tek isteğim niçin burada olduğumu anlamaktı. Bu siyah gözlerde kaybolmamak, bilincimi yerinde tutmaya çalışıyordum. Kendimi ona bıraktım. Ona olan güvenim, teslimiyetimin sebebini anlayamıyordum. O dakikalarda artık düşünemiyor, hissedemiyordum. Gözlerimi açık tutmaya çalıştıkça uykum bastırıyordu. Gözlerimi kapatmadan önce tek hatırladığım bir çift siyah göz ve kandı.
Gözlerimin önü kararmaya başladı. Kesik fakat çarpıcı anılar gözlerimin önüne düşüyor ve ben onları yakalayamadan kaçıp gidiyordu. Kimdim, neredeydim ben? Gözlerimi açtığımda bu ev o kadar uzak yabancı geliyordu ki bana kendimi yapayalnız hissettim. Tüm duvarların soğukluğu bir bir yüzüme çarptı. Gerçekten kimdim ben? Bu ev neresiydi? Üzerime büyük bir yorgunluk çökmeye ve yavaş yavaş gözlerim kapanmaya başladı. Uyku, yeni sığınağım. Kendimi doluya tutulmuş bir insan gibi hissediyordum.
Ölümün ilahisi kulaklarımda anılarım, bir bir düşüyor gözlerime ve kalbim hayallerimin ulaşılmaz doruğunda duruyor. Gözlerim kapanıyor hayallerimin en uç noktasında. Pişmanım, diyor bir genç kız ve ardından ekliyor küçük kız saçlarının bukleleriyle oynarken: Üzgünüm. Gözlerim kapanırken fısıldıyor bir ses kulağıma tüm nefretiyle: Katilsin. Bana tüm hayatımdan arta kalansa gözyaşlarım oluyor çünkü bir insan ölürken bile en kötü anılarını tekar görüp acı çekiyor. Ölüm zor, düşünüldüğünden daha zor. Geçmiş her zaman acı verir çünkü. Yok oluyorum gözyaşlarımla.
Üzerimde inanılmaz bir yük hissederek gözlerimi açtığımda her yer kapkaranlık bir odada uyandım. Yabancısı olduğum keskin bir koku midemi bulandırmaya başladı. Başım dönüyor ve ağrıyordu. Üstümdeki yükten ayrılmak için elimi uzattığımda sıcak, çok sıcak ve akışkan bir şeye elim değdi. Elimi kaldırdığımda ellerimde akışkan, yapış yapış bir sıvı hissettim. Ne olduğunu anlayamamıştım ve başımı hafifçe kaldırdığımda üzerimde bir bedenin varlığını kavramaya başladım. Büyük bir tiksintiyle yattığım yerden sıçradım. Gözlerim zar zorda olsa etrafımı kavramaya başlamıştı. Üzerimden attığım beden yerde kıpırtısızca yatıyordu. Korktuğum şey olmaması için dua ediyordum. Ben kuşkularımla boğuşurken gıcırdayarak kapı aralandı ve ışığa alışkın olmayan gözlerimin önüne ellerimi siper ederek gözlerimi kıstım.
"Uyanmışsınız," resmi, tok ve gür bir erkek sesi duyduğumda yavaşça ellerimi gözlerimin önünden indirdim. O an gördüm ellerimdeki kanı, midem bulanmaya başım dönmeye başlamıştı. Kolumda güçlü ve sert bir el hissettim.
"Kimsin?"
Derin bir nefes aldım ve dışarı çıkmak istediğimde önümde dikildi sert bir gövde.
"Kimsin?"
Ellerimdeki kanı üzerimdeki cekete sildim ve beni ona götüren şeyi almak için elimi cebime attım.
"Kimsin?"
Dudaklarımdan alaycı bir gülümseme peyda oldu ve cebimden çıkardığım fotoğrafı ona gösterdim.
"Ben Arya, tanıştığıma memnun oldum ve beni karşılama şeklin çok hoş," dedim yerde yatan cesedi göstererek. "Dışarı çıkalım,"dediğimde önümden çekildi ve kendimi direk kapıdan dışarı attım. İçime derin derin temiz havayı çekmeye başladım. Bir ormanın içindeki bu evin manzarasına hayran oldum. Güneşin ışıkları küçük çiğ tanelerinin üzerine düşerken ormanın üzerindeki sis aralanarak açılıyordu. Ellerimi trabzanlara dayadım ve bir kaç saniyeliğine de olsa mutlu olmak için kendime zaman ayırdım.Yeni uyanan kuşlar ve arıların sesi, yeni uyanan bitkilerin oldukça sessiz çıtırtıları ve uzaktan gelen bir su sesi... Bu manzara karşısında yavaşça gözlerimi kapattım ve kendimi cennetteymişçesine hissettim. Yaşam ne garipti bir anda boğulurken bir anda seni tepeye çıkartabiliyordu.
Tenime, kirpiklerime konan küçük çiğ taneciklerini hissederken güneşin doğuşuyla yeniden doğduğumu hissediyordum. Tam şu an sadece bana ait ve özeldi. Beni kimse göremez, kimse duyamazdı ve ben sadece kendimleydim. Kapının kapanma sesiyle içinde bulunduğum mutluluk perdesi yırtıldı ve ben ait olduğum yere tekrar geri döndüm.
"Bu fotoğrafı nereden buldun?"
"Bulmadım, kendimi bildiğimden beri hep yanımdaydı."
"Peki neden geldin?"
"Bana bu fotoğrafın diğer yarısı lazım."
"Neden?"
Gözlerinin içine baktım ve "Lazım,"dedim. Elindeki fotoğraf parçasını aldım.
"Benim için anlamı var,"dedim ve gözlerine bakarak "Karanlıktan, bu çıkmazdan kurtulmak istiyorum," diye ekledim. Siyaha yakın gözleri beni çekiyormuş gibi hissediyordum gözlerine bakarken, bir an dudaklarında bir kıpırtı oldu ama tuttu kendini. O an kendimi boşlukta süzülüyormuş gibi hissediyordum ve bir kara delik beni içine çekiyordu. "Seni... Beni sana bu fotoğraf parçası getirdi."
Arkasını çevirdim ve "28 Nisan 1968, saat sabah 06:05."
"Ben sana gelmedim, aslında sen bana geldin,"dedim. Yüzü gerginleşmişti, kaşlarını çatmış elimdeki fotoğrafa bakıyordu. O da benim gibi bazı şeyleri çözmeye çalışıyordu ve benim gibi boğuluyordu. Gözlerinde bir çıkmazlık vardı, bir labirent içinde dolanan biriydim. Her yeni bir yol yeni bir kaybedişti, tüm sokaklar çıkmaza varıyordu benim için ve ben onun gözlerinde çaresizce çırpınan, çırpındıkça batan bir ruhtum. Boğuluyordum.Boğuluyorduk. Onu tanıyormuşum gibi hissettim ve bir o kadar tanınmaz biriydi. Kimdi? Kimdik?
"Bu fotoğraf... Bu olaylar... Bu düzen..."Sesi boğuklaşmaya, gözleri kararmaya başladı. Yüzüne bir karanlık düştü, sanki bir şeyler gizlemek istiyormuşçasına. "Bilemiyorum, benim için bir anlam ifade etmiyor. Sana hayal kırıklığı yaşatmak istemezdim ama..."
"Bana hayal kırıklığı yaşatmazsın bundan emin ol. Dürüst olman benim için önemli. Bir şeyler gizleme," dedim. Yutkundu ve şöyle etrafına baktı. "Dürüstlük... Bunu istemek ağır bir şey,"dedi gözlerini bana çevirerek. "Bilirsin doğruyu söylemek hep kolay olmuştur ama gerçeklerle yüzleşmek çok zordur. Acımasızca değil mi sence bir insandan dürüst olmasını istemek?"
"Hayır,"dedim sertçe, "Hayır, çünkü gerçeği gizlemek daha büyük yaralar açabilir."
"Evet, büyük yaralar. Bu fotoğraf hakkında bir şey bilmiyorum ama senin benim hakkımda neler bildiğini merak ediyorum?"
En başından beri onu sorguya çeken kendimi sanarken aslında öyle olmadığını anladım. Yavaş yavaş beni konuşturmuştu.
"Senin hakkında bildiğim sadece üç dört saatlik edindiğim bilgiden ibaret. Yani..."
"Ama benim inime girdin,"dedi etrafını göstererek. "Benden başka hiçbir insan burayı görmemişti, bu bile senin için yeterli bilgi,"dedi. Gözleri tehditkardı.
"Bir dakika buraya beni sen getirdin ve üzerime o cesedi atan psikopatta sensin,"dememle dudaklarıma aynı sertlikte eller kapandı. Sırtımda sert duvarın soğukluğu değdi ve önüme siyahlık çöktü.
"Bir daha bana o kelimeyi kullanma, ne o fotoğrafla ne de seninle ilgilenecek vaktim yok."
Bu cümleler beni daha çok ona itiyordu. Dudaklarıma kapanan ellere rağmen ve üzerimdeki bu gölgeye rağmen içimde korku yoktu. Dişe diştim, gülümsedim. Ellerini çekti ve ben daha çok gülümsedim.
"Ne istiyorsun?"
"Beni gerçeğe ulaştırmanı,"diye fısıldadım.
"Bana fısıldama,"diye bağırdı. Ellerini kafasına dayadı ve "Sana yardım edeceğim ama bir şartla..."
Önünü arkasını düşünmeden kafamı salladım.
"Yemin etmen gerek,"dedi.
"Yemin ederim,"dedim. Bir an bile düşünmeden, kördüm.
"Bir gün... Benim istediğim birini... Vurmanı istiyorum. Geri dönemezsin bu saatten sonra, Fısıltı."
Ellerimizden önce gözlerimiz kavuştu. O sert bir kayaçtı ben ona sert dalgalarla vurdukça aşındı.
Dudaklardan kalbe inen bir ateş, adım adım sardı her tarafımızı. Tenimin altında raks eden adımlar ve kaldimden göğe yükselen ateş, sensin sebebi. Şu an bu hikayenin yalnız kalanı benim. Sen yoktun ve ben sensiz olmayı öğrendim. Sen yoktun ve ben senin hatıralarınla yaşamayı öğrendim. Sen yoktun ve ben varmışsın gibi hayallerde yaşatmayı öğrendim. Tek bir dileğinle geçmişi ve geleceği domino taşı gibi tek tek yıktın. Teşekkürler beni hayatta tutan meleğim.
-B.K
26.06.2020 21:47

Yorumlar
Yorum Gönder